Sayı 6 - Barok Dönem (2. Bölüm)
Barok dönemi anlat anlat bitmez kardeş. Şöyle bir baktım da bu sayıya da sığmaz şimdi anlatacaklarım. Bir bölüm daha ekleyeceğiz anlaşılan. Neyse siz keyfinize bakın, ben kıçımı yırtarım burada.
Müzikal yapıdan bahsetmiştik geçen sayıda. Şimdi biraz ayrıntıya girelim. Şu Kontrpuan denen şeyi anlatalım, gerisi kolay. Şimdi T.D.K. diyor ki; “noktaya karşı nokta”. Belki yanlış yazmışlardır diye düşünmedim değil. Müzikal anlamı “notaya karşı nota” demek çünkü. Neyse fazla bir “k”nin lafını etmeye değmez canım. Melodiye karşı melodi anlamına gelir bu. Şöyle bir şey düşünün, bir melodi var ve aynı anda çalan başka bir melodi daha var ama kurallı ve armonik bir şey. Bunun örneği aşağılarda bir yerde olacak.
Kontrpuan armoninin zıddıdır. Yani dikine bir çizgi yerine yatay çizgiyi tercih eden bir tekniktir. Ancak notaları karşılıklı uzaklıkları açısından değerlendirdiğinden aralık kavramı üzerinde titizlikle durur ve armoniden de çok kopuk değildir. Yani bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.
Ta 1600’lü yıllarda temeli atılan bu teknik 20. Yüzyıla kadar canlılığını ilk günkü gibi korumuş hatta komposizyon alıştırmaları için ve 12 ton sistemine (bu da ileride anlatılacak bir teknik) temel oluşturmuştur. Şimdi “anlatacaksan anlat ulan” diyenler var. Hemen başlayalım bakalım.
Kontrpuan verilen bir ses (ya da melodi çizgisi) üzerine birden sekize kadar ayrı bir ses (yada melodi çizgisi) yazılmasıyla oluşur. Temelde beş biçimi vardır :
1. Notaya karşı nota (“bire karşı bir” de denir),
2. Bire karşı iki,
3. Bire karşı dört,
4. Bire karşı senkop,
5. Süslemeli,
6. Altı yoktu değil mi, pardon!
Bire karşı bir’den başlayalım. Hoca bir melodi çizgisi verip, buna “bire karşı bir yapın” deyip, çay içmeye kantine indiğinde yapacağınız şey kalemin silgisini kermirerek hocanın gelmesini beklemek olmasın. Aslında işiniz çok kolay. Verilen notaların üstüne yazacağınız notalar belli aralıklar içinde olmak zorunda. Bu aralıklar: üçlü, beşli, altılı ve sekizlidir. Yalnız bu aralıklarla yazdığınız notaları üst üste üç defadan fazla getirmeyin, üst üste (yani peş peşe) aynı notayı yazmayın, çok büyük atlamalar yapmayın mümkün olduğunca yanaşık sesler yazın (do ve re gibi), verilen notaların ters yönünde notalar yazın (notalar aşağıya doğru iniyorsa siz yukarıya doğru çıkan notalar yazacaksınız gibi), aynı notayla veya sekizli aralıkla başlayın ve aynı notayla veya sekizli aralıkla bitirin, başlangıç ve bitiş dışında mecbur kalmadıkça sekizli ya da aynı ses kullanmayın, kurallara uyun uymayanları uyarın, Bach’ı sevin, sevmeyenleri sevmeyin. İşte hepsi bu, hadi kolay gelsin ehe!. Size bir örnek yapalım: Sol majör gibi görünen ve fa anahtarında verilen (onları kırmızıya boyadım) melodi çizgisine kontrpuanlama nasıl yapılmış (onları da maviye boyadım) görelim. Notalar aşağıdan (fa anahtarından) yukarıya doğru (sol anahtarına) okunur.

İlk ölçü sol’e karşı sol, yani sekizli aralık. İnanmazsanız sayın birader: 1. sol, 2. la, 3. si, 4.do, 5.re, 6.mi, 7.fa, 8.sol. İkinci ölçü la’ya karşı fa, altılı aralık. Sayalım mı gene, yoksa bana güveniyor musunuz? Sonra do’ya karşı mi, üçlü aralık. (Bu arada ters hareketi fark ettiniz mi?) Dördüncü ölçü si’ye karşı sol, altılı. Beşte la’ya karşı la sekizli. Burada bir istisna var sekizli aralığı kullandık. Ama burası parçanın ortası olduğundan duruş etkisi vermek için yaptık. Bunda bir sakınca yok. Devam edelim; Sol’e karşı si, üçlü (oktavdan da olabiliyor), mi’ye karşı do altılı, fa’ya karşı re altılı. Bakın şimdi bir altılı aralık daha kullanamayacağız, çünkü üst üste iki defa altılı yaptık. Aa! zaten parçada bitmiş, oh be! Sol’e karşı sol koyarız olur biter. Ne kolay değil mi?
Diğer biçimleri (bire karşı iki ve dört gibi) anlatırım ama bir daha bu köşeyi okumazsınız herhalde. Merak edip ısrar edenler mesaj atsın, yeni bir köşe açar müzik derslerine başlarız. Ben de kafayı yerim. Bu riske girmeden geçen sayıda bahsi geçen “Piyano” mevzuna girelim.
Barok dönemin en gözde çalgıları klavsen ve harpsikort’tu. Bunlar seslerin hafif veya kuvvetli çıkmasına olanak sağlamayan bir düzeneğe sahiptiler. Oysa (geçen sayıda da bahsettiğimiz gibi) barok dönemde gelişen, müzikal anlatımı güçlendiren müzik sembolleri ve o dönemde ihtiyaç duyulan hafif ve kuvvetli çalımlar önemli bir unsur halini almıştı.

Floransalı Bartolomeo Cristofori (hep böyle bir ismim olsun istemişimdir)1711 yılında “piano e forte” (hem hafif, hem kuvvetli çalınabilir) adlı yeni bir müzik aletini piyasaya sundu. Bu konuyla ilgili iki rivayet daha vardır. Bunlardan biri piyanoyu aslen kendinin icat ettiğini söyleyen Fransız Marius, diğeri Schroter adındaki Alman müzisyendir. Ancak ikisi de isimden kaybetmiş, ortak bir overlok dükkanı açıp dönemin en gözde kazaklarını dokumuşlardır.
Almanya’da Silbermann adında biri (bak bu isim de çok hoş), 1726’da Cristofori’nin mekanizmasını kullanarak iki piyano yapar ve test için dönemin ünlü besteci ve yorumcusu J.S.Bach’a gösterir. Bach, “Bu ne lan! tiz sesler osuruk gibi çıkıyor, üstelik tuşlara basmak için body yapmam gerek. Hem de bu yaşta!” der. Moralini bozmayan Silbermann çalışmalarını sürdürür ve Bach’tan koca bir aferin alır.

İlk piyanolar harpsikort ve klavsenden bozma olduğundan kuyrukludur ve maliyeti yüksektir. Ünlü bir org yapımcısı olan Frederici (Aman tanrım ne güzel isimler var yav!) dört köşe piyanoyu icat eder. Alman klavikord yapımcısı Zumpe adındaki eleman kafayı çalıştırıp dört köşe piyanodan çok sayıda üreterek İngiltere’de satar ve paranın dibine vurur.
Barok dönemde icat edilmesine karşın dönemin bestecileri piyano için eser yazmazlar. Klavsene göre cılız bir sese ve sert tuşeye sahip piyanoya eser veren ilk besteci Muzio Clementi’dir. 1773’de daha on sekizindeyken piyano için üç sonat yazmış, çalgıyı popüler hale getirmiştir. Yani anlayacağınız Bach gibi ünlü Barok dönem bestecilerinin günümüzde piyanoda çalınan eserleri aslında piyano için yazılmamıştır. Dolayısıyla “piyano” ve “forte” gibi nüanslar ve “staccato” gibi çalım tekniklerinin hiç biri eserlerin aslında yoktur veya çok azdır. Bunların tamamı sonradan yorumcular tarafından eklenmiştir. Bach yaşasaydı bu işe ne derdi bilmem.

(Muzio Clementi'den el yazması)
Bach Bach deyip duruyorum ya, işte Bach’ı ve barok dönem bestecilerini diğer sayıya saklayalım. Hadi eyvallah.
Ferhat Şahin
(2001)