Resimli Müzik Tarihi Ansiklopedisi (Sayı 7)

Etiketler : Müzik, Saçma, Ansiklopedi | Yayın Tarihi : 28.Ara.2011, 22:22:14 | Yazan : Ferhat Şahin

Sayı 7 - Barok Dönem (3. Bölüm)

Evet! İşte geldik Barok dönemin sonuna. Ne yapacaktık burada? Barok dönemin süpermenlerine bakacaktık. Hemen konuya geçelim, çok şey anlatacağım şimdi size. Sıkı durun:

Claudio_Monteverdi_2.jpgClaudio Monteverdi

"Orfeo" adında bir opera vardır, pek meşhur. İşte bu haltı yiyen adam Barok dönemin 1600'lü yıllarında yaşamış ve Opera geleneğinin gelişimde öncülük etmiş olan Claudio Monteverdi'dir (1567-1643). Araştırıken dikkatimi çeken bir şey oldu. Bu Barok dönem müzisyenleri çağın gözde bir çok çalgısını çalabiliyor ve çok iyi şarkı söylüyorlar. Bu nasıl iştir anlamadım. Günümüzde Multienstürmantalist (her bir boku çalabilen yaratıklar) pek yokken (Mike Oldfield gibi) Barok dönemde nasıl oluyor da oluyor kafam basmıyor. Monteverdi'de 16 yaşında org ve viyol'u konuşturan biri. Asıl ünü böyle başlıyor. Aynı zamanda madrigallerde şarkı söyleyip ününe ün katıyor. Sonraları Orfeo, Arianna, Odysseus'un Dönüşü, Tancredi ile Clorinda'nın Savaşı gibi ünlü operaları yazıyor. Bu eleman tüm eserlerini vokal müzik için veriyor ve yapıtları yeni bir madrigal (din dışı iki yada üç sesli vokal kompozisyonlar) stili oluşmasına sebep oluyor.

Jean-Baptiste Lully

Jean-Baptiste_Lully_Bonnart.jpg

Sene 1652 ve zamanın Fransa kralı XIV. Louis (bakmayın XIV. Louis olmasına, kralın yaşı daha ondört!) keman dersi almak isteyince, Jean-Baptiste Lully olaya balıklama atlar. Tabi ki amacı sarayın nimetlerinden yararlanmak, saray dansçıları için eserler verirken cinsel tacizde bulunmak, baş müzisyen olmak filan değildir. Tek amacı Fransız operasının gelişmesi için uygun yerde bulunmaktır. Zira 1672'de Fransız operasını ele geçirir. Eserleri arasında en ünlüsü, İstanbul'da kalan bir Fransız büyükelçisinin anılarından esinlenerek yapılmış, Türkçe veya Türkçemsi sözcükler içeren bir komedi olan 'Kibarlık Budalası' isimli baledir. Bu türü (komedi-bale veya Trajedi-lirik) tüm eserlerine yansıtan Lully'nin ölümü gerçek bir trajedi-lirik' tir. Şimdi buna inanmayacaksınız ama gerçek valla; O dönemde orkestra şefleri değnek değil, notalardan oluşan karton rulolar kullanır, orkestrasını bu ruloyu yere vurarak yönetirler. Bizimki eserini büyük keyifle yönetirken, hava olsun diye tüm notalarından oluşan kallavi ruloyu yere vuracağım diye tut sen ayağına geçir. Haydiii! Ayak şişmesin mi, davul gibi olmasın mı? Olsun. Olmuş da zaten. Ama o devirde kangren mangren bilen mi var? Yok. Yokmuş da zaten. Sen kangrenden mefta ol iyi mi? İyi!

Henry_Purcell.jpgHenry Purcell

Şimdiki adamımız oldukça ilginç biri. Henry Purcell (Yahu parantez içinde tarih verip canınızı sıkmayım artık dimi?. Tarih dersimi lan bu!) İngilizlerin gurur kaynağı bir besteci. Neden diyeceksiniz. Demeseniz de olur ben söyleyeceğim: Adam ölmüş ve arkasından 200 yıl kadar besteci yetişmemiş İngiltere'de. Babası kraliyet bandosuna verip "eti sizin kemiği benim" diyene kadar evde ıslık çalan Purcell, yirmi yıl içinde ihtiras yapıp Kilise müziklerinden motetlere, taç giyme törenlerinden çalgı topluluklarına, oda müziklerinden duş alma mırıltılarına kadar her tür için eser vermiştir. Purcell'in tiyatro ve müziği birleştiren başarılı bir tekniği ve koca bir burnu vardır. Ama bununla yaşamaya alışmış, The Indian Queen, Dido ve Aeneas gibi operalar, Anthemler gibi dinsel koro müzikleri bestelemeyi de ihmal etmemiştir. Azim işte, burun murun dinlemiyor.

Jean Philippe Rameau

jean_philippe_rameau.jpgJean Philippe Rameau denen herif Fransa'da 18. Yüzyılda acayip acayip müzik kuramları üretip, ciddi sıkı eserler veren biri. Biraz çatlak bir adam bu adam. Kafasına göre takılıp gezgin müzisyenlik yapmış, gittiği kasabalarda orgculuk yapıp geçinmiş ancak bir süre sonra sıkılıp, Le Riche de la Poupliniere denen bir zenginin himayesine girmiştir. Rameau manyağı sadece müzisyenlik yapmamış, zamanın sıkı felsefecileri olan D'Alembert ve Rousseau ile ölümüne müziksel kavgalar vermiştir. Konuyu tam bilmiyorum ama D'Alembert'in kulağını ısırıp, Rousseau'nun hayalarına kemanını geçirirken "Armoniiii" diye haykırdığı söylenir. Bu olaydan sonra hızını alamayan Rameau, 'Traite de l'harmonie' (Armoni Kitabı) isimli eserini vermiş, ödemesi alıcıdan olmak üzere felsefecilere üçer nüsha postalamıştır. Yukarıda bahsettiğim Lully isimli bestecinin yolundan giden bestecinin, Zarif Hindistan adında komedi balesi ve Platee isimli lirik komedisi pek meşhurdur. Ayrıca bestecinin üç kitap tutan klavsen parçaları vardır. Evet, doğru tahmin ettiniz; bu üç kitaptan üç nüshayı bu iki lavuk felsefeciye gene ücreti alıcıdan postalamış. Manyak işte!

Telemann-Gerog-Philipp-03.jpgGeorg Philipp Telemann

İşte şu "okullu", "alaylı" kavramını kıvırıp bir taraflarımıza sokan adam bu. Müziği kendi kendine öğrenen Telemann Almanya'nın en büyük bestecisi olarak tanınır. Eserlerinin sayısını kendisi bile bilemezmiş. Yine bir rivayete göre, biriyle konuşurken karaladığı kağıda bakanlar sekiz bölümlü bir motet bestelenmiş olduğunu söylerler. Çok gezmiş, çok görmüş-geçirmiştir. Bach'la da kanka olan Telemann'ın en ünlü eseri Sofra Müziği olarak bilinen ziyafet müzikleridir. Rakam olarak elime geçen bilgiler Telemann'ın 40 opera ve 600 kadar orkestra süiti yazdığıdır. Gerisini kendi bile bilmiyor ben nasıl yazayım şimdi buraya.

Domenico Scarlatti

İspanya'yı Al Di Meola'dan önce keşfeden bu adam, daha çok bu yöreye has bir üslupta eserler vermiştir. Üşenmeden sıkılmadan, her biri en az üç dakika süren 550 adet klavsen sonatı bestelemiş, günümüz müzik okullarında ki eşlikleme derslerinde ebemizi.. pardon, öğretilen ve örneklenen büyük bir üne kavuşmuştur.

Antonio Vivaldi

vivaldikt5.jpgBu ismi pek çoğunuz duymuştur şimdi. Ayrıntılara girelim; Eleman Barok dönemin konçerto geleneğine sıkı temeller atmak için beşyüzü aşan eser vermiştir. Vivaldi ile ilgili garip bir veri var elimde, çok sağlıksız bir çocuk olduğundan ergenlik döneminde papaz olmasına karar verilmiş. Hatta lakabı bile var; "kızıl saçlı papaz". Sağlıksız mağlıksız ama eleman çok uyanık bakmayın, zamanın yetim kızlar için müzik okulunda şef öğretmenliğe zıplamış hemen. Lakap nereden gelmiş çaktınız mı? Vivaldi'nin eserlerindeki çocuksu hava pek çok eserini 13-18 yaş arası çocuklar için yazmasından kaynaklanır. Babası operaevleri yönetiminde olduğundan sıkı bir torpille operaya atılan Vivaldi, hem beste hem de yönetmenlik yaparak ihya olur. Yirmialtı yılda kırkbeş opera besteleyip ülke dışında da tanınan biri olur. Bunca şan şöhret ölümüyle birlikte unutulur gider. Çok kibirli, ukala, geçimsiz bir tip olan Vivaldi öldükten sonra, müziği Bach'ın tekrar keşfine dek, yani yüz yıl kadar unutulur. En meşhur eseri (ebem bile bilir bunu) 'Dört mevsim' dir.

johann_sebastian_bach.jpgJohann Sebastian Bach

Barok dönem denince ilk akla gelen isimlerin başını Bach çeker. Bach'ın hayatı tam bir kaos. Tek tek anlatıp canınızı ve kendimi sıkmayım şimdi. Bach için özel bir araştırma yapmadan kulağımda kalan bilgileri rasgele ve sırasız size aktarmam daha keyifli olacak kanısındayım. Adam bir kere tam bir üretim makinesi. Onbiri erkek dokuzu kız olmak üzere yirmi tane çocuk yapmış. Ancak sadece dokuzu ileri yaşlara ulaşabilmişler ve beş oğlu da kendisi kadar ünlü besteciler olmuşlar. İki evlilik yapmış. Biri zamanında kilise orgculuğu yaparken, kilisede gizlice ders! verdiği Maria Barbara, diğeri ise Maria'nın ölümünden uzun süre sonra (büyük ihtimal gözleri bozulduğu için artık nota yazamadığından) ona nota yazımında yardımcı olan ve çocuklarına bakan Anna Magdelena'dır.

Kompozisyon kurallarını eski ustaların eserlerini (özellikle Vivaldi) kopya ederek öğrenen Bach, çocuk yaştaki mükemmel soprano sesiyle geçimini korolardan sağlarken, ergenleşince kartlaşan sesi yüzünden korodan ayrılmış ama hemen keman çalmaya başlayarak olayı kotarmıştır. Müzikal gelişimde kilise müzisyenliğinin büyük payı vardır. Özellikle org için yazılmış eserlere bu dönemde ilgi duyup, eski ustaların yaylı çalgılar için yazılmış eserlerin klavsen ve orga uyarlayarak kendini geliştirir.

Aklımda kalan ilginç bir anısı da; Prusya kralı büyük Friedrich'in sarayında çalışan oğlunu ziyarete giden Bach, yeni "Piyano-forte" leri de denemek amacındadır. Kralla birlikte sarayda ki piyanoları denerken, aynı zamanda amatör bir besteci olan Friedrich piyanoda bir tema çalarak; "hadi bakalım, pek meşhur bir bestecisin madem, bu tema için altı sesli bir füg yazda görelim Bach efendi" der. Bach "Bunu ben yazmadım ki paşam. Şimdi kıçımdan nasıl füg yapayım. Ama bana biraz vakit verin bakalım belki bir şeyler çıkarırım" cevabını verir. Ziyaret sonrası eve dönüp hırs yapınca, kralın teması için; biri üç sesli, biri altı sesli iki Füg, on tane Canon, bir de bunların yanına promosyon olarak Flüt, Keman ve Klavsen için Üçlü Sonat besteleyip krala şutlar. Tabi ki kral göt olur. Bu olay müzik tarihine "Müzikal Sunu" olarak geçer.

Tüm eserleri günümüze kadar gelip dibimizi düşüren bir zeka ürünüdür. Bir kısım medya.. yok yanlış oldu; bir kısım dinleyici Bach'ın eserlerini çok matematik ve duygusuz bulsa da, eserlerdeki beyin faktörü, aynı anda duyulan bir çok ezgi, tersten çalındığında bile anlamlı ve güzel olan bir melodik yapıyla hayranlık uyandıran büyük bir bestecidir. En azından benim için böyle.

Başka bir rivayet geldi şimdi aklıma, Bach'ın sefil dönemlerinde, ailesine bakamadığı zamanlarında bir çok eserini sattığı söylenir. Sattı derken başka besteci veya yorumculara değil, bir Kasap'a. Evet, çok ciddiyim valla. Başka bir besteci (şimdi ismini sallamayım, bilen varsa mesaj atsın. Adını unuttum) Bach'ın eserlerini 250gr. kıymayla birlikte aldığında çok şaşırmış.

Eserleri günümüzde hala örnek teşkil eden müthiş bir yapıya sahiptir. Size tavsiyem bir Bach midi'si edinin (mesela: http://www.classicalarchives.com adresinde hepsi var) sonra bir midi işleme programında eseri ters çevirip dinleyin. Birde normal halini dinleyin. Hayran kalmazsanız beni bulup üç öğün dövün. (Yemeklerden sonra)

Aslında birde George Frideric Handel var ama, samimi olacağım, onu araştırıp yazmaya üşeniyorum bilader. Kusura bakmayın emi. Valla çok uzun yahu. Bilenler bilmeyenlere a anlatsın.

tüm tasarım, programlama, grafikler ve içerik bizzat bana (ferhat şahin) aittir. çalana, çırpana, kaymak gösterse dahi herhangi diğer bir ortamda "izinsiz" kullanana çok fena küserim. içerik yönetimi kendi geliştirdiğim "fcm" tarafından yapılmaktadır, diğer hazır blog sistemlerinden pek hazzetmem.

tenks : apache, php, mysql, css, jquery, notepad++, gimp, efes bira, yeni rakı, ankara.

© 2010-2012 frhtshn.com (ferhat şahin)