Hiç cinayet işlerine bakmamıştım. Bugüne dek önemli devlet sırlarının çözülmesinde tek adam bendim. O yüzden bu iş bana verildiğinde hem şaşırdım hem de çok tedirgin oldum. Çünkü işin içinde şifreli mesajlar, radyo sinyalleri, çözülmesi gereken konuşmalar yerine şifreli ölüler vardı ve ben ölülerden (dedemin mezara konurken hapşırmasından bu yana) çok korkarım.
Olay mahalline giderken iki komiser, işlenen her cinayettin bir sonrakinin haberdarı olduğunu, ancak otuz sekizinci cinayete kadar bunu çözemediklerini anlattılar. Bundan sonrakilere dur demek ve hızlı bir şekilde şifreleri çözmek bana kalıyordu.
Yerde yatan kadın, otuz altı parça gümüş kaplama Jumbo çatal bıçak setiyle öldürülmüştü. Üstelik tüm set cesedin üzerinde bırakılmıştı. Katil biraz daha ileri gidip maktulün üzerini günlük gazeteyle örtmüştü. Kadın orta yaşlı bir duldu. Ne bir düşmanı ne de yakın akrabası olduğunu ve o gece hiçbir boğuşma sesi veya gürültü duymadıklarını, komşularının sorgulamasında öğrendim. Her şey çok saçmaydı. Binanın işitme engellilere atanmış bir lojman olması daha saçmaydı.
Diğer dosyalar ve fotoğraflarla beraber evimde cinayetleri incelerken dikkatimi çeken bir şey oldu. Son üç cinayette maktullerin üzeri aynı isimli gazeteyle örtülmüş ve üç gazetenin de kuponları kesilmişti. Üstelik bundan önceki cinayetlerin biri Arcopal kristal sürahi takımı diğeri mikrodalga fırınla işlenmişti. Bir şeylerin kokusunu aldığıma emindim. Çoraplarım iki haftadır ayağımdaydı.
Hemen gazetelere göz attım. Mikrodalga fırın 210 kupona, sürahi takımı 19 ve çatal bıçak seti 99 kupona promosyona sunulmuştu (Otuz yedi ekran televizyonda 199 kuponaydı. Keşke biriktirseymişim). Elimdeki rakamları toplayıp 328 buldum. Bu bir şey ifade etmiyordu. Dört saat boyunca aklıma gelen tüm formülleri denedim. Bir keresinde Pi sayısı bile çıktı. Sabaha karşı çalan telefonla olayı çözdüm. Bu bir telefon numarası olmalıydı; 210 19 99. Evet bulmuştum. Telefondaki cinayet masası şefine müjdeyi verdim; yarın televizyon için süper kupon veriliyordu.
Ertesi gün telefonun sahibine bilgi verip evinde katili beklerken, telsiz mesajı dört blok ötede başka bir cinayeti bildirdi. Hemen olay mahalline gittik. Bir terslik vardı, telefon numarası kesinlikle doğruydu ama neden bu kadar yakın bir evde başka bir cinayet işlenmişti. Aklıma maktulün telefonuna bakmak geldi. Numara 210 19 85 di. Sadece son iki rakam tutmuyordu. Bir yerde hata yapmış olmalıydım. Hemen bir gazete bulup tekrar kontrol ettim. Çatal bıçak seti önce 99 kupona promosyondayken, iki hafta sonra 14 kuponluk süper kupon verilmişti. Yani 99 eksi 14 eşittir 85. İşte katilin keskin zekası ve bizle oynadığı mükemmel oyun ortadaydı. Bir de ortada olan biraz önce dalgınlıkla üzerine çıktığım bir ceset vardı.
Her şey gitgide karmaşıklaşıyordu. Son cesette gözle görülen hiçbir ipucu yoktu. Ceset alenen yüksek dozda yedialtmışbeşlik mermi yemişti. Otopsi sonuçlarını beklerken araştırmama devam etmeliydim. İşlenen cinayetlerin tamamı dullardan oluşuyordu. Bu katilin bir takıntısı olabilirdi. Bu arada son cesedin otopsi sonuçları ve dosyası elime geçmişti. Otopside adamın vücudundan dört kurşun çıkmış ancak evde altı kovan bulunmuştu. Peki diğer iki mermi neredeydi? Evdeki araştırmada mermilerden biri duvar saatinde diğeri ise buzlukta bulundu. Saatin beşi çeyrek geçe vurulması bir şey ifade edebilirdi ama katilin bir buzluğa ateş etmesi çok garipti.
Katil hedefini kişi olarak değil yer olarak bildiriyor olmalıydı. Zira kupon ve telefon ilişkisi bunu gösteriyordu. Ve hedefler kesinlikle dul olmalıydı. Parçalar yavaş yavaş birleşiyordu. Ama buzluktaki mermi işi çok garipti. Tam biraz uyuyup toparlanmayı düşünürken yeni bir telefonla yeni bir cinayet bildirildi. Verilen adrese vardığımda şifreyi bulmuştum ama artık çok geçti. Yer 5 inci cadde 15 numaradaki Et ve Balık Kurumu buzhanesi, maktul de buzhanenin dul gece bekçisiydi.
Bekçi bir buzlukta inek buduna bağlanmış halde ve donarak ölmüştü. Cesedin inek buduna bağlı olması bir yer ifade etmeliydi. Tedbir olarak; geçimini ineklere bağlamış ve dul olan kırk yedi süt ürünleri fabrikası, mezbaha ve çiftlik sahibi koruma altına alındı.
Ancak ertesi gün gelen haber şifrenin başka bir şey olduğunu ortaya koydu. Bu sefer öldürülen kişi bir don bağı üreticisiydi. Artık iş çığırından çıkmıştı. Katilin kelime oyunlarıyla şifre vermesi beni çok kızdırmıştı. Böyle şey olur muydu? Lafa bak, bağladım dondurdum, don bağı yaptım. Aman ne komikti. Biz de inek yerine konmuştuk bu arada.
Araştırmayı dullar üzerinde yoğunlaştırdığımda ortaya ilginç bir şey çıkmıştı. Tüm maktullerin boşanma avukatı aynı kişiydi. Bingoydu!. Katili bulmuştum ama ismi öğrendiğimde iş daha da karıştı. Bu avukat bir yıl önce benim de boşanma avukatımdı. Üstelik cinayetler boşanma tarihlerine göre işlemişti. Artık şifre çözmekle uğraşmayacaktım. Sıradaki boşanma tarihinde kimin olduğunu bulduğumda iş bitecekti. Buna çok sevindim çünkü salak katilin şifre olarak bıraktığı şey bir şeker hastası ceset ve üç litre loğusa şerbetiydi.
Elim titreyerek merkezden gelen faksı aldım çünkü sırada bende olabilirdim. Ancak listede ilginç bir şey vardı, sıradaki kişi katilin ta kendisiydi. O sene önce kendinin, sonrada benim boşanma avukatlığımı yapmıştı. Herhalde kendini öldürecek hali yoktu. Aman tanrımdı! Cinayet masasını arayıp olayı bildirdim. Şef telaşlanacak bir şey olmadığını, katili yakaladıklarını hemen sorgulama için merkeze gelmemi ve gelirken otuz yedi ekran televizyonun yirmi günlük süper kuponlarını da getirmeyi unutmamamı söyledi.
Acilen toparlanıp arabama bindim. Yolda bir yandan son şifreyi, bir yandan da beni nasıl öldüreceğini düşünüyordum. Sapık katil şu ana kadar kırk iki dul öldürmüştü. Tam kırk iki dul! Bu arada arkamdaki polis farları içimi biraz rahatlatmış, tam beni korumaya geldiler derken, polis "D-U-L 42, hız sınırını aştın, sağa çek" anonsunu yaptı. Olamazdı, DUL 42 benim plakamdı. Durmak için hamle yaptığımda fren pedalının adi katil tarafından çalındığını fark ettim. Şu anda yüz doksan kilometre hızla Emniyet Müdürlüğü Binasına doğru yoldayım.
Ferhat Şahin
(1998)